Her şeyin fazlası zarar derdi büyüklerimiz.
Bölgenin en az yağış alan ili Aksaray ve İç Anadolu bölgemiz başta olmak üzere ülkemizin birçok bölgesinde bol bol rahmet toprakla buluştu.
Bozkır ve kıraçta yaşayan bizler bu duruma çok sevindik.
Barajların dolması, bozkırların yeşil görünümü, Tuz Gölü’nün canlanması, doğanın hayata dönüşü, yağmurun bereketi derken…
Yağan yağmurun bizce hiç mahsuru yoktu.
Lakin mevsim normallerinin dışında yağan yağmur maalesef beraberinde birçok sorunu da getirmekte.
Bir zamanlar yonca diyarı olarak adlandırılan Yenikent kasabasında üreticiler,
Başta yonca olmak üzere buğday, arpa gibi mahsullerinin fazla yağıştan dolayı gördüğü zararı anlattı.
Elde kalan ürünler, rekoltesi düşük arpa ve buğdaylar, dolu depolar derken yağmura sevinsek mi üzülsek mi anlayamadık.
Canlar,
Değişen iklim koşulları ile birlikte tarım alanının büyük bir revizyona ihtiyacı olduğuna şahitlik ediyorum.
Bakınız insan karanlıkta oturur, temel ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü erteleyebilir ama aç oturamaz.
O gösterişli serpme kahvaltılardan ya da canımız ne istiyorsa marketlerden hiç zorlanmadan aldığımız gıda ürünleri sayesinde bizler,
Tarımda yaklaşan tehlikenin ve gıda sorununun artan bir sorun olduğunun farkında değiliz,
Ama çok yakın bir gelecekte dünya gıda sorunu ile karşı karşıya gelecek ve o zaman “vahlar, tühler” pek bir işe yaramayacak gibi görünüyor.
Uzmanlar bu konularla ilgili yüzlerce makale ve haber yazıyor.
Verimli topraklar, meralar işgal ediliyor.
Yer altı su kaynakları kırmızıya dayanmış.
Üreticinin ilacı, gübresi, mazotu bir dert…
Bunlara bir de doğal afetler eklenince ürünler para etmez hale gelmiş.
Tarımda ihracatın önü bir açılır bir kapanır, istikrarsız bir fiyat uygulaması…
Kim kimi öperse…
Çiftçi borçlu, ürettiğini piyasa değerinden aşağı vermek zorunda kalıyor.
Tarımda işçi bulma krizi derken…
Yalnız kalan çiftçi ve tüccar ne yapacağını şaşırmış halde.
Hani “Kibar Feyzo” filmindeki replik vardı ya…
Ağa bir bürokratla tarlaya gelir, tarlada rahmetli Kemal Sunal öküzün yerine kendisini sabana koşmuştur.
Ağanın yanındaki bürokrat ağaya dönerek, “Ağam bu ne haldir?” deyince…
Ağa, köyde yaşayanlardan haberi yokmuş gibi kahyasına yüklenir:
“Kullarımın halini soruyorum, ‘iyidir, iyidir’ diyorlar. Bak şunların yaptıklarına!” diye cevap verir ve arkasından yapıştırır:
“Verin bu garibana iki öküz.”
Oysa ağa köylünün ne halde olduğunu bilir.
İşlenen tarla ağanın tarlasıdır.
Canlar,
2 haftadır Ortaköy’den Yenikent’e, Sultanhanı’ndan Eşmekaya’ya 200’ün üzerinde çiftçi ve tüccarla görüşme imkânım oldu.
Çiftçimizin, üreticimizin ve tüccarımızın durumu, o Kibar Feyzo’daki ağanın bilip de görmezden gelmesi gibi...
Kâhya ağaya bakıyor,
Ağa ve kâhya çiftçinin durumunun gayet farkında ama bürokratın yanında suçu kâhyaya atıyor ya,
İnanın tablo işte bugün de böyle.
Çiftçinin ve üreticinin her gün artan sorunu maalesef görmezden geliniyor.
“Ya arkadaş, çiftçinin durumu sıkıntılı bir bakınız” dediğimizde…
“Çiftçimiz çok kazandı, biraz da kârdan yesinler” diyenler bile oldu.
Ağalar, hal böyle.
Hani nargile içmeye tütün bulamazsanız şaşırmayın diyeceğim tütün de dışarıdan geliyor rahatlığınız var.
Kalın sağlıcakla.
Hepinizin kirpiklerinden öperim.






















Yorum Yazın